Enternasyonal sosyalistlerden mülteci krizi üzerine açıklama

1) Avrupa, “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük mülteci krizi” ile karşı karşıya. Küresel çapta, savaş ve zulüm sebebiyle yerinden yurdundan olma hâli dehşet verici seviyelere ulaştı. Tek başına 2014’te 13.9 milyon insan yer değiştirmek zorunda kaldı. Temmuz’da Avrupa’ya giriş yapanların sayısı bir yıl öncesine göre üç kat arttı.

Suriye, Avrupa’ya çaresiz yolculuğu yapan mültecilerin en büyük kaynağı. 2011’de Esad rejiminin aynı yıl filizlenen ayaklanmayı ezme girişimiyle başlattığı iç savaş, İslam Devleti’nin yükselişiyle daha da alevlendi. İslam Devleti’nin yükselişi ise ancak Irak’ın -Birleşik Devletler ve Britanya önderliğindeki- istilası ve işgali bağlamında anlaşılabilir. Batılı güçlerin önderliğindeki bu saldırı, sebep olduğu yıkım ve işgalcilerin ülkeyi dengelemek için mezhepçi güçleri kullanma girişimiyle, hep beraber bölgede çatışmanın sivrilmesine giden yolu açtı.

Son yıllarda Batılı güçlerce istila ve işgal edilen başka bir ülke olan Afganistan, dünyanın ikinci mülteci kaynağı. Savaş burada da kurtuluş olmaktan oldukça uzakken, insani bir felakete ve artan bir zulme sebep oldu. Diğer mülteciler ise bölgedeki çatışmalara Batı müdahalesinin dünyadaki en askerileşmiş toplumların oluşumuna kolaylık sağladığı Doğu Afrika’dan geliyor.

Savaştan, zulümden ve yoksulluktan kaçan mültecilerin %80’i gelişmekte olan ülkelerde kalıyor. Bu mültecilerden bir bölümü Avrupa’ya kaçmayı denediğinde ise polis şiddetiyle –Calais, Fransa’daki “orman” kampı; Macaristan’ın sınırına 110 millik tel örgü çekmesi; veya Ege ve Akdeniz’de yüzlerin boğulması gibi trajedilere neden olan Frontex’in yürüttüğü deniz operasyonları– karşılanıyorlar.

Birileri bütün bu bariyerleri aşınca ise polisin operasyonlarıyla burun buruna geliyor. Bu operasyonlar, mültecileri insanlık dışı koşullardan kurtulmak için isyana başvurmak zorunda kaldıkları kamplara topluyor. Son günlerde koşulları protesto amacıyla mültecilerin açlık grevine başladığı Yunanistan’daki Amygdaleza toplama kampında tekrar tekrar olan da buna örnek gösterilebilir.

2) Mülteci Krizi, farzedilmiş “hareket özgürlüğü” vaadi üzerinden Avrupa Birliği’nin ikiyüzlülüğünü gösterdi. Sınırları içinde tek bir iş gücü piyasası oluşturmanın karşılığı ise Frontex Ajansı’nın polis kuvvetleriyle güvenliği sağlanılmış ve geleneksel Avrupa ulusalcılığından hiç de daha az ırkçı olmayan bir söylemle savunulan “Kale Avrupası”nın oluşumu. Kapitalizm, dünyanın her yerinden işçilerin kanını, kârını arttırmak için emiyor. Ancak ırkçılığı ve göç denetimini, işçileri bölmekle beraber örgütlenmelerini ve mücadele etmelerini yavaş yavaş yok etmek için kullanıyor.

Avrupa’da sonuçlar ölümcül oldu. Sadece geçen hafta 300’e yakın insan Libya açıklarında bir botta kayboldu; 4’ü çocuk olan 71 göçmen, Avusturya’da bir kamyonda ölü bulundu; son olarak da Türkiye açıklarında iki küçük Kürt çocuğunun ve annelerin de içinde bulunduğu 12 Suriyeli boğuldu.

Irkçılığın ve İslamofobi’nin iklimi, son yıllarda ana akım siyasetçiler tarafından hızlandırılırken, sağ kanatın mülteci krizinden faydalanmasına olanak verdi. Britanya’da, Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin (UKIP) lideri Nigel Farage, kaçanların “ IŞİD’den veya cihatçı diğer kurumlardan aşırı kişiler” olabileceği konusunda uyarıda bulundu. Fransa’nın faşist Ulusal Cephesi’nin Marine Le Pen’i, ülkenin bütün sınırlarını kapaması yönünde çağrıda bulundu. Macaristan’ın Viktor Orban’ı ise ülkesi hakkında mülteciler tarafından “işgal edildi” diye konuşurken, bu işgalcilerin Hristiyan değil de Müslüman olmalarından şikâyetçi oldu.

3) Avrupa çapında işçi sınıfından gelen tepki ise liderlerininkiyle çelişti. Viyana’da 20 bin insan mültecilere hoşgeldiniz demek için toplandı. Binler, Almanya’da ırkçılığı protesto etti. Fransa’daki kamplara götürülmek üzere Britanya’daki işyerlerinde ve yaşam alanlarında devasa miktarda yardım toplandı. Yunanistan, Makedonya ve Sırbistan’daki yerel halkın desteği olmasaydı, sınırlarda ve tren istasyonlarında polisle çatışan Suriyeli mülteciler Budapeşte’ye ulaşamazdı. Tepkiler, ırkçı saldırılara karşı Avrupa boyunca meydan okumanın boyutunu gösteriyor. 2014’ün ve 2015’in Mart’ında koordineli uluslararası ırkçılık karşıtı gösterilerin ve benzerlerinin oluşturduğu ağlar, mültecilerle dayanışmada harekete geçmede yarar sağladı.

4) Avrupa’ya girmeyi deneyenlere yönelmiş ırkçılığı reddediyoruz. Sınırların açılmasını, mültecilerin insani ihtiyaçlarının giderilmesini ve seçtikleri istikamete güvenli geçişlerinin teminatını talep ediyoruz. Kale Avrupa’sının politikalarını suçluyor ve Frontex’in feshedilmesini talep ediyoruz. Mülteci kamplarının kapatılmasını istiyoruz. Budapeşte’deki tren istasyonunda, Macaristan’da sınırda, Calais’de ve Yunanistan’daki kamplarda karşılaştıkları zulme karşı ses çıkaran göçmenler tarafından örgütlenen mücadelelerle dayanışma içinde duruyoruz. Irkçılık karşıtı protestoları ve Avrupa boyunca örgütlenen diğer dayanışma girişimlerini destekliyoruz.

5) Sosyalistler olarak, mültecilerin veya göçmenlerin işçi sınıfının çıkarlarına veya yaşam standartlarına bir tehdit olduğu fikrini veya sıkça dillendirilen “İlk kendi başımızın çaresine bakmalıyız”ı reddediyoruz. Tam tersine, işçi sınıfını kemer sıkma politikalarına, kesintilere, işsizliğe ve evsizliğe uğratanlar aynı zamanda mülteci krizinin de sorumluları. Her yerde işçilerin çıkarına olan ise egemenlerin böl ve yönet girişimlerinin hepsine karşı çıkmak, sığınmacılara hoşgeldiniz demek ve onlarla beraber yaşanabilir koşullar için mücadele etmektir.

Uluslararası Sosyalist Akım Koordinasyon Komitesi
4 Eylül 2015

Comments are closed.

-->